4 Haziran 2012 Pazartesi

kolikolik: eğitim-YAP eğitim-BOZ


Modern okulunun kuruluşuyla birlikte, toplu eğitime verilen önem ve talep hızla artmaya başlamıştır. Bu hızlı gelişmenin en önemli sebeplerinden biri de devletlerin bürokrasilerinin sistematik olarak gelişmekte olan bir dinamiğe dönüşmesidir. Eğitimin ise buradaki amacı, bu sistemi taşıyabilecek nitelikli elemanlar yetiştirmektir. Eğitim ve bürokrasi arasındaki ikili etkileşimin galibi ise birçok açıdan bürokrasi olmuştur. Kısacası, eğitim de devlet kontrolünde hareket eden ve kamusallaşan bir kuruma dönüşmüştür zaman içerisinde. Bu argümanı biraz daha irdelemek gerekirse, eğitimin, dolayısıyla da hem eğitimi verenin hem de alanın, bir kurallar zinciri içerisinde hareket etmek zorunlulukları olduğunu söyleyebiliriz.
Günümüze baktığımızda, durum hiç de farklı değildir. Çoğunlukla devlet kontrolünde olan eğitim, öğrencilerin neleri kimler tarafından öğreneceğini kısıtlamakla beraber, aynı zamanda bu öğretimin nasıl olması gerektiğine de karar vermektedir. Bu satırları yazarken, zamanında lise müdürümün bana söylediği bir söz aklıma geliyor: “Okullar demokrasinin öğretildiği, fakat uygulanmadığı kurumlardır.” Gerçekten de ne öğrenmek istediğimiz konuları, ne öğretmenlerimizi, ne de bu dersleri nasıl öğreneceğimizi seçme hakkımız tam anlamıyla yoktur. Özellikle de eğitimimizin ilk 8-10 senesi zorunlu olup, bu kurallar çerçevesinde biçimlendirilmiştir. Üniversite eğitimi de, bazı esnekliklerle birlikte, genel itibariyle benzer özellikler taşımaktadır. 




Bu proje boyunca, anlaşılacağı gibi, eğitim konusuna değinmek istiyoruz, çünkü eğitim konusunun günümüzde de hala devam etmekte olan bir problem olduğu karşı konulamaz bir gerçektir. Her sene Türkiye’nin sınav sistemi, eğitim müfredatı ve de sistemi üzerine birçok tartışmalar ve değişiklikler yapılmaktadır. Projemizin isminden de anlaşılacağı gibi, bu değişimler adeta bir yapboz oyununa benzemektedir. Gerçekten de eksik yahut yanlış kesilmiş bir parçanın olup olmadığını sezmek, yapbozun tek parça resmini bilmediğimizden oldukça zor bir hal almıştır. Özellikle de genç nüfusun hayatlarını büyük ölçüde etkileyen bu etkileşim, onlara birlikte aileleri de kendilerine bağlamış bir çubuk olmuştur.
Türkiye’deki eğitim sistemi denilince akla hemen hemen gelen aynı şey gelir: sınav sistemi. Bu konu hakkında her sene yürüyüşler, tartışmalar, protestolar olur. Peki ya karşı durulan bu sisteme bir alternatif mümkün mudur ? Bu kadar öğrenci, başka nasıl üniversitelere yerleştirilebilir ? Bu nokta da herhangi bir üniversiteden ziyade, neden taleplerin bazı üniversitelerde oluştuğu sorusunun cevabı her ne kadar basit gibi görülse de, üzerinde düşünülmeye değer bir konudur. Belki bir yirmi sene öncesine kadar, üniversiteleri değerli yapan, onların bilgiye ulaşım kapasitesi olmuştur. Ama gelişen teknoloji ve globalleşmenin etkileriyle bu tür engeller günümüzde neredeyse ortadan kalkmıştır. Her ne kadar bu tur engeller kalkmış olsa da, bu üniversitelerin sahip oldukları sıfatlar onlarla birlikte hala yaşamaktadır. Bu durumda da, oluşan bir rekabet içerisinde, öğrenciler hayatlarının bir kısmını bu üniversitelere girebilmek için geçirmektedirler. Haliyle bu seçim için bir test sistemi gerekmektedir ve öğrencilerin bu üniversitelere girmeye ihtiyaçları vardır. Bunun sebebi ise basittir: Bize, bilgiye nasıl ulaşılacağı değil de bilginin kendisi öğretilmiştir her zaman. Durum böyle olunca da, ister istemez, iyi bir üniversitede bu bilginin daha iyi öğrenileceği inancı vardır. Peki ya, saf bilgiye değil de bilgiye erişime dayanan güncel bir eğitim sisteminde bu rekabet sorunu ortadan kaldırılabilir mi ? Bu değerler göz önünde bulundurularak bilgiye erişime dayanan alternatif bir eğitim sistemi geliştirmek mümkün müdür ?
Bu proje boyunca iki farklı çıkış noktamız olacak. Bunlardan birincisi, belki de en iyi inceleyebileceğimiz Sabancı Üniversitesi’nin eğitim sistemi olacak. Yukarıda bahsedilen bürokrasi-eğitim ikilemi içerisinde Sabancı Üniversitesi, çok daha farklı bir boyutta sahiptir. Peki bu farklılık ne kadar başarılıdır ? İdeal bir eğitim sistemine ne kadar yakınız? İkinci çıkış noktamız ise, son üç senedir Nesin Matematik Köyü’nde bir gençlik grubu olan kolikolik tarafından düzenlenen felsefe yaz kampları/okulları. Çalışmaların tümüyle öğrenci merkezli yapıldığı ve tamamıyla usta-çırak eğitimine dayanan bu çalışmalar boyunca yapılanları gözlemleyerek ve bu çalışmaların akışlarını düzenleyerek eğitim hakkında sosyal bir deney yapmak ve sistemin iki yüzünü de ele almak da projeye yön gösterecek en kuvvetli araçlardan biri. Amacımız ise, bu iki çalışmayla, kısacası, alternatif bir eğitim sistemi bulmak ve bu yol boyunca eğitim sistemimizin sorunları saptamak. Bu çalışmalar tamamlandıktan sonra, elbette çalışmaların ölçeği büyültülecek ve başka kurumlarla da eğitim adına ortak çalışmalar ve araştırmalar yürütülecektir.
Bu proje boyunca üç çeşit çalışma yapılacaktır. Bunlardan birincisi literatür araştırmaları, ikincisi akademisyenlerle ve öğrencilerle yapılacak röportajlar ve üçüncüsü de uygulamalı sosyal deneyler olacaktır.
Çıkarımlar:
Proje boyunca cevap aramak istediğimiz temel sorunsal bilgiye ulaşıma dayanan bir eğitim sisteminin uygulanabilirliği ve verimliliği olacaktır. Bu bakıma proje boyunca amacımız, eğitimdeki öğrenci-öğretmen yahut usta-çırak etkileşimi arasındaki bağlarının verimliliğini arttırmak için çeşitli incelemeler ve karşılaştırmalar yapmak yerine, bu bağlamdaki zayıflıklardan yola çıkarak, alternatif bir eğitim sisteminin (öğrenciye ve bilgiye erişime dayanan) etkili olup olamayacağını araştırmak olacaktır. Buradaki ana motifimiz gelişen teknoloji ve globalleşmeyle bilgiye ulaşımın kolay; doğru bilgiye erişimin ise bazı eğitimlerden sonra mümkün olmasıdır. Kısacası eğer böyle bir eğitim sistemi mümkün olabilirse, çok fazla sayıdaki öğrenci ve az sayıdaki nitelikli öğretmen/akademisyen oranından ortaya çıkan rekabeti aza indirgemek (ki üniversite sınavının ve iyi bir üniversiteye yerleşmenin temelindeki kaygının da bu sebeplerden ötürü olduğunu düşünmekteyiz) ve daha fazla kişiye eşit şartlar altında bir gelecek sunabilen bir eğitim sisteminin temellerini atılabilir. Biz de proje boyunca, böyle bir sistemin uygulanabilirliğini, uygulanabilme durumunda da hangi alanlarda ne ölçü de başarılı olabileceğini araştıracağız. Sonuç olarak da bir eğitim sistemi modeli hazırlamayı hedefliyoruz ve bunu yaparken de halihazırdaki bürokrasi-eğitim arasındaki etkileşimin sonuçlarını ve bu bağlamda nasıl olması gerektiğine dair çalışmalar yapmayı planlıyoruz.
Örnek bir eğitim modeli:
Diyelim ki gençlere, ilköğretim yıllarından beri bilginin değil de bilgiye erişimin teşvik edildiği bir eğitim sistemi sunulmuş. Bu eğitim sistemi altında yetişmiş öğrencilerin kendileri, ortaöğretim ve lise yıllarında, iyi bir üniversiteye girme (çünkü orada daha iyi öğretmenler ve marka isim var. – bunun tek sebebi ise yukarıdaki metinde belirtilmiş olduğu gibi 20 yıl öncesine kadar bilginin belli yerlerde toplanmış olmasıydı. Günümüzde ise erişim daha kolay.) kaygısının olmaması beklenmektedir. Neticede burada her öğrenci kendi sahip olacağı bilgi ve nitelikten sorumludur. Günümüz ekonomik sistemi ise, üniversite yaşına gelmiş bu öğrencileri, sorumluluk alarak kendilerini yetiştirmeye teşvik edecektir. Önemli olan bir dizi sınavlar performansı değil de genel olarak gösterilen başarı olacaktır. Burada ise kazanan kesim, bir sınava girerek (üniversite sınavı iyi bir eğitim alma hakkına sahip olmuş bir öğrenciden ziyade, eşit şartlar altında bu etkileşime katılma hakkında sahip olan bir öğrenci topluluğudur. Ayrıca bu eğitim sisteminde, öğrencilerin danışman olarak istedikleri akademisyenlerle ve hocalarla ve ya ilgilendikleri konularla çalışmakta olan; ama daha bilgili öğrencilerle (yüksek lisans, doktora vs.) etkileşime geçmeleri de mümkündür ve teşvik edilmektedir. Netice de bilgiye herkes ulaşabilir ve saf bilginin kullanılabilirliği zaten öğrenciler tarafından bilindiği için, önemli olan girilen bir üniversite kurumu değil, orada ve sonrasında gösterilen başarı performansı olacaktır.
Hareket Planı:

Literatür Araştırması(Haziran-Ekim 2012): 

Bu araştırma, projenin kalbi niteliğindedir. Buradan elde edilecek bilgilerle, sonrasında yapılacak araştırmalara yön verilecektir. Literatür araştırması boyunca, eğitim psikolojisi, tarihi ve felsefesi üzerine yazılmış çeşitli çalışmalar analiz edilecek, farklı disiplinlerin bu konuya bakışları karşılaştırılacaktır. Tüm bunlar yapılırken bir yandan da bu konuda yetkin kişilerle de birlikte çalışmalar yapılacaktır. Araştırılacak konular, eğitim sureci boyunca öğretici ve öğrenen arasındaki ilişkiye yoğunlaşacaktır. Aynı zamanda yapılacak sosyal deneyler kapsamında, akademisyenlerinde desteği alınacaktır.

Aynı zamanda online eğitim veren kurumlar St. John’s University ve İngiltere de bulunan ve danışman eğitim (kalfa-çırak) üzerine kurulu olan okulların eğitim sistemleri de yakından incelenecektir.
Röportajlar(Temmuz-Ekim 2012): 

Sabancı Üniversite’sinin eğitim sitemi, öğrencinin merkezinde olduğu bir üçgen olarak incelenebilir. Bu üçgenin köşelerini ise, akademisyenler, asistanlar ve BAGEM oluşturur. Eğitim konusu işe bu üçgeni kapsayan çerçevelerden bir tanesidir. Akademisyenlerle söyleşiler kısmında, onların verdikleri eğitimler ve idealleri hakkında görüşmeler yapılacaktır. Onların ideal eğitim ve öğrenci konusundaki fikirleri öğrenilecektir. Ayrıca derslere katılım ve başarı arasındaki etkileşim incelenecektir. Bu etkileşimden çıkacak sonuçlar, yukarıda belirtilen bir sistemin ne derece başarılı olacağını göstermeye yardımcı olacaktır. Eğer öğrenciler, hocalardan değil de arkadaşlarından, asistanlarından öğrendikleri bilgilerle derslerinden geçebiliyor ve bu bilgi yeterli olabiliyorsa, bahsi geçen bir model kurmak yolunda adımlar atılabilir. Buradaki amaç akademisyenlerin ve öğretmenlerin bu zincirdeki önemini azaltmak değil, tam tersine onlara erişimi arttırmaktır.
SU öğrencilerinin güvendikleri konulardan bir tanesi de soru çözüm saatleri/tartışmalar/lab saatleri ve BAGEM’dir. “Nasıl olsa orada anlatılıyor, derse gitmeye ne gerek var” yaygın bir görüştür. Bu konu hakkında BAGEM üyelerinin ve asistanların görüşleri alınacaktır. Eğer gerçekten de öğrenciler, bu ikiliden bir şeyler öğrenebiliyorlarsa, “iyi üniversitelerde iyi hocalara yetişmek yerine”, kalfa-çırak ilişkisine dayanan ve gerektiğinde hocalarla sınırsız iletişime izin veren alternatif bir eğitim sistemi mümkün olabilir mi sorusunda bu çalışma boyunca cevaplanacak en önemli sorudur. Öğretmen-öğrenci zinciri arasındaki etkileşimin zayıflığından yola çıkarak ve bu boşluğu dolduran diğer kurumları inceleyerek yeni bir alternatif kurmak hedeflenmektedir. Tüm bunlar yapılırken, Sabancı Üniversitesi’nin eğitim sistemi, ders içeriği ve sosyal çevresi de göz önünde bulundurulacaktır.
Blog Tasarımı(Haziran-Aralık 2012):
Her ne kadar yaptığımız çalışmalar bilimsel bir yön taşısa ve bu özellikte yapacaklarımızın kalbinde bulunsa da, buradan edineceğimiz deneyimlerin paylaşılması da bir o kadar önemlidir. Hem bunu gerçekleştirmek adına hem de bu eğitim modelinin bir parçası olmak amacıyla, yapmakta olduğumuz çalışmaları ve bu süreçte öğrendiklerimizi ve daha bir çoğunu paylaşacağımız, projeyle birlikte büyüyen bir internet sitesi hazırlamayı planlıyoruz. Böylelikle bir yandan projeyle ilgili gelişmeleri takip etme bir yanda da kalfa-çırağın ne kadar etkili olabileceğini görme şansımız elimize geçmiş olacaktır. Bu çalışmayı da sadece tek bir dilde değil, birden fazla dilde yapmayı planlıyoruz.
Sosyal Deneyler ve Uygulamalar (Haziran-Aralık 2012):

Her ne kadar, bu başlığın içeriği yapılan araştırmalar altında değişecek olsa da, proje grubu olarak, şimdiden öne sürebileceğimiz ve yapmak istediğimiz birkaç çalışma var.
Tüm bu çalışmalar boyunca öğrenilen bilgiler eşliğinde çeşitli anketler, deneyler ve uygulamalar yapılacaktır. Bunların bazıları, bir grup SU öğrencisiyle yapılacak sürekli çalışmalardır. Bu çalışmalar boyunca, katılımcılara daha önce hiç öğrenmedikleri konular hakkında anlık bilgiler verilecek ve karşılığında sınavlar yapılacaktır. Burada önemli olan, daha önce karşılaşmadığımız bir bilgiyle karşılaştığımızda onu ne derece anlayabiliyoruz sorusuna bir cevap verebilmektir. Sonrasında aynı grup öğrencilerle, bilgiye erişime dahil eğitimler alınacak ve benzeri çalışmalar tekrarlanacaktır. Buradaki gelişme gözlenecek, onların bu çalışma hakkındaki görüşleri kaydedilecektir. Burada kısacası farklı eğitim metotları, katılımcılara uygulanacaktır ve alınan sonuçlara göre eğitim modelli geliştirilecektir. Çalışmalar boyunca görülecek bir diğer konu ise, üniversite öğrencilerinin ve öğretmenlerin bilgiye ulaşımda ne kadar nitelikli oldukları ve bu yolda hangi teknikleri kullandıklarıdır. Bu bağlam arasında, ders anlatılış metotları, yapılan sınavlar gibi konularda inceleme altına alınacaktır. Benzer çalışmalar ve öğrenmeye ait metotların uygulanması ve katılımcılar için en uygun öğrenme tekniğinin bulunması, Felsefe Yaz Okulları altında da yapılacak, buradaki gözlemler eşliğinde eğitim modeli geliştirilecektir.
Bir diğer konu ise, SU öğrencilerine ve Felsefe Yaz Okulu katılımcılarına uygulanacak anketlerdir. Sürekli eğitim hayatında öğrendiklerimizin ne kadarını hatırlıyoruzu amaçlayan bu çalışma boyunca da sürekli eğitimin ne kadar başarılı olduğunu eleştiren bir çalışma yapacağız. Eğer bilginin sınırı yoksa ve bizler de öğrendiklerimizi bir süre sonra unutuyorsak, o zaman gerçekten de saf bilginin kendisi mi yoksa bu bilgiye ulaşabilme niteliği mi daha önemlidir sorusuna bir cevap arayarak, eğitim modelini tekrardan şekillendireceğiz. Homojen sonuçlar almak adına, SU ve Felsefe Yaz Okulu altındaki çalışmalarımız tamamlandığında, benzer çalışmaları başka kurumları da kapsayacak şekilde yapmayı planlıyoruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder